Kategori arşivi: Turizm Yazıları

ANTALYA DÖNÜŞÜM PROJESİ (ADP)

ANTALYA DÖNÜŞÜM PROJESİ (ADP)

ANTALYA’NIN EKONOMİK VE SOSYOLOJİK DÖNÜŞÜMÜ İÇİN GÖRÜŞLER

Dr. Cemil ÇAKMAKLI

  1. GİRİŞ

Bu özet rapor, bugünkü Antalya’yı dönüştürerek, O’na; yeni, farklı ve büyük bir ekonomik ve sosyolojik yapı kazandırmak ve O’nu kimlikli bir dünya kenti yapmak için yapılacakları tartışmak amacıyla hazırlanmıştır.

Rapor, Antalya’nın mevcut yapısına; potansiyellerine ve bu potansiyelleri harekete geçirecek yaklaşımlara ve çözüm başlıklarına işaret etmektedir.

 

  1. MEVCUT YAPI
  2. Antalya son otuz yıldır bir “kıyı turizmi kenti” olarak yorumlanmış ve bu yorumun doğal sonucu olarak kıyılarında oteller olan bir kent olarak yapılanmıştır.

Otuz yıldır, Alanya’dan, Tekirova’ya kadar önce oteller yapılmış, daha sonra yapılan otellere ulaşılmaya çalışılmıştır. Otuz yıl sonra hala, Antalya’dan Alanya’ya, Antalya’dan Kemer’e karayolu ile ulaşım çabaları sürmektedir. Kısaca, önce oteller yapılmış, altyapı peşinden gelmiştir.

  1. Kıyılara dört mevsimlik oteller yapılmış, sadece bir mevsimlik pazarlama planlanmıştır. Bugün oteller yıllık bazda en fazla 4 ay makul fiyatla çalışabilmektedir. Bölgesel kapasite kullanım oranı çok düşüktür. Bu yüzden yapılan yatırımlar çok uzun vadede geri dönmektedir.
  2. Otel satış yöntem ve fiyatları gelirleri azaltmakta, giderek artan temel girdiler giderleri çoğaltmaktadır. Artık, Antalya otel yatırımcıları ve işletmecileri için “karsız bir bölge” haline gelmiştir.
  3. Antalya’yı pazarlayan “tur operatörleri” uçak dolmuşçuluğu yapmakta, zayıf ve güçsüz oldukları için de uçak risklerini, fiyat düşürme yöntemleriyle otel işletmecilerine yıkmaktadır.
  4. Düşük kapasite ve düşük fiyatla Antalya otelciliği uluslararası güçte otel işletme marka ve firmaları üretememekte; işletme markaları yerine, maaşlı işini bırakıp “işletmeciliğe soyunan müdürler” işletmecilik yapmaya çalışmaktadır.
  5. Hanutçu, kuyumcu ve dericiler zayıf tur operatörlerini finanse etmekte; onlar da turisti kapatıp sadece bu sistemle çalışan alışveriş noktalarına taşımakta ve turistin, tüccarla ilişkisi kesilmektedir. Herşey Dahil pazarlama sistemi de turisti otele kapatmakta; Antalya’ya gelene; Antalya’yı göstermeyen bir turizm modeli ortaya çıkmaktadır. Turizm ekonomisi kent ekonomisine dönüşememektedir.

Ekonomik sistem; kentle turist arasında değil; otelle birkaç toptancı arasında işlemektedir.

  1. Antalya, turizmi beslemeyen, niteliği düşük büyük bir iç göç almakta ve bu iç göç turizm kenti yerine “Lümpenkent” oluşturmaktadır. Bu durum turizm kalitesini ve fiyatları hızla aşağı çekmektedir.

Diğer yandan, sadece yaz aylarında ve düşük fiyatla çalışan sistem; mevsimlik turizm çalışanı oluşturmakta; Antalya yüksek tahsilli, lisan bilen mevsimlik işçiler şehrine dönüşmektedir. Bu duruma direnemeyen turizm için eğitilmişler, turizmden kaçmakta; yine turizm kalitesi düşmektedir.

Sonuç olarak; kaliteli turizm personeli şehirden kaçmakta, kalitesiz iç göç şehri doldurmaktadır.

Bu sosyolojik yapı, Antalya’nın ve Antalya turizminin en temel sorunlarından biridir.

  1. Antalya’da temel sektör olan turizmdeki dağınıklık diğer sektörlerde de görülmektedir. Tarım ve sanayi başta olmak üzere diğer sektörlerin de turizmi destekleyecek ve şehri geleceğe taşıyacak bir perspektifleri yoktur. Özellikle turizmi besleyen tarımsal faaliyetlerin ve seracılığın hormonlama, suni gübreleme ve zirai mücadele ilaçlaması yoluyla zehre boğulması şehrin ve turizmin geleceğini tehdit etmektedir.

 

  • ANTALYA’NIN POTANSİYELLERİ VE YAPILMASI GEREKEN DÖNÜŞÜMLER
  1. Temel Dönüşüm: Kıyı temelli yaklaşım yerine ekosistem temelli ekonomik yaklaşım

Antalya’ya otuz yıldır hakim olan kıyı temelli turizm ekonomisi anlayışı yerine, sadece turizmi değil diğer sektörleri de içeren ve sektörlerin birbirini beslediği bir “Ekolojik Antalya Ekonomisi” anlayışına geçilmelidir.

Çünkü Antalya; rekabet ettiği Akdeniz çanağı içinde en zengin ekolojik dokuya sahip  kenttir. Antalya topoğrafyasının, klimasının, florasının, faunasının bir benzeri daha yoktur. Barselona’dan Atina’ya; Cebelitarık’tan Kahire’ye kadar tüm Akdeniz’de Antalya ekosistemi kadar zengin bir ekosistem yoktur. Diğer Akdeniz kentlerinde tarımsal monokültür varken, yani yılda sadece bir ya da birkaç tarımsal ürün alınabilirken, Antalya’da bir yıl içinde yüzü aşkın verim bitkisi yetiştirilebilmektedir. Çünkü, Antalya  büyük bir doğal seradır.

Kışın kıyıda yapılan tarım, havalar ısındıkça yüksek dağ ovalarına taşınmakta ve bütün yıl sürmektedir. Akdeniz’in diğer bölgelerinde dağlar denizden ortama 100 km içerideyken; Antalya’da Batı Toroslar birkaç km sonra 2500 metreye yükselmekte; deniz ve kayağı aynı anda sunabilen bir turizm ortamı sağlamaktadır.

Batısında dağlar ve dağ ovaları, doğusunda alçak ovalar ve yaylalar, kuzeyinde Göller Bölgesi ve kuş cennetleri olan; dört mevsim hem tarıma hem turizme elverişli böyle bir ekosistem Akdeniz’in hiçbir yerinde yoktur.

İşte Antalya ekonomisi; bu eşsiz ve kopya edilemez ekosistem üzerine kurulmalıdır. Dünyanın yeni trendi ve geleceği olan “Ekoloji” kavramı ve teknikleriyle yeni bir Antalya ekonomisi planlanmalıdır. Ekolojik tarım ve ekolojik turizm esas alınarak yeniden yapılandırılan Antalya ekonomisi, “Ekolojik Antalya” markasıyla; dört mevsim ve yüksek fiyatla tüm dünyaya pazarlanmalıdır.

  1. Tarımsal Dönüşüm:

Yukarıdaki temel dönüşümü desteklemek ve Antalya’nın ekolojik dokusunu bozmamak, toprağı, florayı ve faunayı zehirlememek için Antalya tarımı bugünkü yanlış uygulamalarından ekolojik tarıma doğru dönüşmelidir. Bu dönüşümün stratejisi ve aşamaları acilen belirlenmelidir. Bu yolla, Antalya ekosistemi korunacak, Antalya misafirlerini hormonlu, zehirli ürünlerle değil, doğal ve sertifikalı ürünlerle karşılayacaktır.

Aşamalı olarak; çiftçi desteklenip, bilinçlendirilerek bu dönüşüm gerçekleştirilmelidir.

  1. Turizmde Dönüşümler:

Antalya turizmi altı büyük dönüşümü gerçekleştirmek için yeniden ele alınmalıdır.

3.1- Turizmde birinci dönüşüm pazarlama dönüşümü olmalıdır.

  • Antalya tur operatörlerinin vizyonu müsait olanlar; borsa ve bankacılık sistemleriyle yönlendirilip büyütülmelidir. Bugünkü zayıf tur operatörlüğü otuz yıldır sistemin zayıf halkası olarak kalmış ve Antalya’yı yaz sezonuna hapsederek kapasitenin, düşük fiyatlara mahkum ederek gelirin tıkacı olmuştur.
  • Antalya’ya ulaşım; giderek tur operatörlüğü “charter”ları yerini alacak direk uçuşlarla ve dünyanın her yerine tarifeli uçuşlarla desteklenmeli, THY bu sistem içinde yerini almalıdır.

Antalya havalimanına Gazipaşa ve Kaş havalimanlarının eklenmesiyle her otel yarım saatte ulaşılır hale getirilmelidir.

  • Turizmde ikinci dönüşüm, işletmecilik dönüşümü olmalıdır.

Bunun için ihtisaslaşmış, güçlü, markalaşmış işletme şirketlerinin önü açılmalıdır. Pazarlama bu markalar üzerinden yapılmalı, tur operatörlerinin “no name” – otel belirtmeden- yaptıkları satışlar giderek azaltılmalı ve bir süre sonra sona erdirilmelidir.

  • Turizmde üçüncü dönüşüm alt yapı dönüşümü olmalıdır.

Antalya denizden ve karadan turizme yakışır bir ulaşım ağı ile örülmelidir.

  • Denizden ulaşım için; havalimanına gelenler bir trenle Lara’da yapılacak “Feriport” a indirilmeli, bu feriporttan da batıda Beldibi, Göynük, Kemer, Çamyuva ve Tekirova’ya, doğuda Belek, Manavgat, Side ve Alanya’ya ulaşan hızlı ve otobüs ölçeğine kadar inebilen ve gerektiğinde otel iskelelerine yanaşabilen “feri”ler kullanılmalıdır.

Bu koy içi ulaşım; Antalya’ya prestij ve gelir, turiste hızlı ve konforlu otel ulaşımı sağlayacak çok gerekli bir projedir.

  • Karadan ulaşım için; Alanya tarafına doğru yürüyen kara ve hatta demiryolu ile; Kaş’a doğru giden karayollarına devam edilmeli, bu hatlar peyzajla güzelleştirilmeli ve kimliklendirilmelidir.
  • Fakat, kara ulaşımı için; yaylaları, dağ ovalarını, kuş cennetlerini, kanyonları, Feslikan’da ve Tahtalı’da geliştirilecek kayak merkezlerini ulaşılabilir kılan ve adeta Antalya’nın sadece kıyı ve kum olmadığının altını çizen, Alanya’dan Kaş’a doğru yapılacak bir “DIŞ RiNG” e ihtiyaç vardır.
  • Bu altyapı anlayışı Antalya’yı Dünya Turizm Merkezi statüsüne yükseltecek ve şimdikinin tersine, altyapı üstyapının önünde yürüyecektir.
    • Turizmde dördüncü dönüşüm, yatırım dönüşümü olmalıdır.

Bugün Antalya’da iki büyük yatırım yanlışı vardır.

Birinci yanlış; yatırımların kurumsal değil bireysel oluşudur. Genellikle müteahhitler, yerel toprak sahipleri ve diğer bireysel yatırımcılar, başta vergiden kaçınma ve diğer motiflerle otel yatırımı yapmakta; işleterek veya kiralayarak koydukları parayı geri almaya çalışmaktadırlar. Bu bankacılıktan ve borsadan kopuk yatırım modeli başlangıç yıllarında, 20-30 yıl önce, bir zorunluluktu, ancak bugün “kurumsal” bir yatırım modeli geleceğin Antalya’sı için bir zorunluluktur.

İşe önce; mevcut otel yatırımcılarından başlanmalı, bunlar Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) vasıtasıyla iç ve dış borsalara sunulmalı, otel yatırımcısı gerekirse mülkiyetini kaybetmeden yatırımına koyduğu fonunu geri alabilmeli geri aldığıyla yeni yatırımlar yapabilmelidir.

Bu yolla; Antalya’ya yatırılmış milli sermaye yurtdışından gelecek fonlarla yabancı sermayeye dönüşecek ve işletme gelirleriyle uzun vadede geri dönüş bekleyen atıl fonlar hızla mobilize olacaktır.

İkinci yanlış; yatırımlar için sadece kıyıların kullanılmasıdır. Kıyıların yanı sıra, denizlerin, dağ ve yaylaların yatırım projelerine kavuşturulması gerekmektedir.

Denizde yapılacak yatırımlara; Antalya’nın yat turizmine kavuşturulması amacıyla başlanmalıdır. Bugün dünya turizm merkezlerinde; karadaki üç otel yatağına karşı denizde bir yat yatağı vardır.

Antalya’da bu oran sıfıra yakındır. Bu yüzden Antalya’da uluslararası çapta yat limanları planlanmalı ve gerçekleştirilmelidir.

Ayrıca Antalya’nın bir “kruvazier” üssü haline getirilmesi çok gereklidir.

Dağlarda ve yaylalarda; 2000 metreden sonra kayak merkezlerinin ve diğer aktivite merkezlerinin oluşturulması diğer bir gerekliliktir.

Feslikan ve Tahtalı’da kayak ve kış merkezleri projelendirilip hayata geçirilmelidir. Akdeniz’in aynı anda yüzülebilecek ve kayılabilecek tek lokasyonu Antalya’dır. Öte yandan, dünya ölçeğinde (Disneyland gibi) eğlence merkezleri ve diğer show yatırımları için Antalya ideal bir ortamdır.

Özetle; Antalya yatırımlarının kurumsallaştırılarak uluslararası karakter kazanması ve yatırıma giden fonların hızla geri kazanılması ile yatırımların sadece kıyı otelleriyle kalmayıp, denizde ve karada çeşitlenmesi Antalya’yı cazip bir yatırım ortamına dönüştürecek, O’nu milli ve uluslararası sermaye için bir çekim merkezi yapacaktır.

  • Turizminin beşinci dönüşümü, Antalya’nın ticari dönüşümü olmalıdır.

Antalya misafirlerini hanut showroomlarından kurtarmalı, bir uluslararası alışveriş şehrine dönüşmelidir. Alışveriş merkezleri çoğalmalı, tasarım ve yenilik kokan ve her kademeye hitap eden bir alışveriş dokusu ortaya çıkmalıdır.

  • Turizmin altıncı ve en temel dönüşümü, bütün dünyadan “tüketici ithal eden bir şehre” dönüşmesidir.

Dünya insanları Antalya’ya sadece otele ve tatile değil, alışveriş merkezine alışverişe, üniversiteye okumaya, hastanelerin tedaviye gelmelidir.

Kısaca Antalya; cebinde parası olan tatilciyi, öğrenciyi, hastayı, alışverişçiyi turist saymalı, dünyanın her yerinden her türlü varlıklı tüketiciyi çekebilecek bir dünya şehri olmalıdır.

  1. Diğer Sektörlerde Dönüşümler:

Yukarıda da belirtildiği gibi sağlık, eğitim, ticaret gibi sektörler yerel değil uluslararası bir karakter ve kalite kazanmalı, başta yakın ülkeler olmak üzere bütün dünya tüketicilerine hitap edebilmelidir. Bütün bu sektörlerin ortak bileşenleri ekolojik konsept olmalı, bu sektörlerde dünyaya hizmet verebilecek ekolojik ve bilimsel dönüşümlerini gerçekleştirmelidirler.

  1. SONUÇ

Antalya; yukarıda sıralanan dönüşümlere ekolojik gözlükle bakmalı; doğanın kendine verdiği eşsiz ekolojik yapıyı, konsepte, markaya, ürüne ve en mühimi kendi insanına taşımalıdır.

Dünya şehri Ekolojik Antalya, böyle yaklaşımlarla doğacaktır.

Bu yaklaşımların hayata geçirilmesi için bir “Dönüşüm Fizibilitesi” hazırlanmalı, bu fizibilite alt projelere ve eylem planına dönüştürülmelidir.

Bu eylem planına başta hükümetimizin bakanlıklarının, peşisıra  Antalya yerel yönetimlerinin ve tüm Antalyalıların  sahip çıkmaları ve dönüşüme kilitlenmeleri istenen sonucu mutlaka getirecektir.

Reklamlar

TÜRK TURİZMİNİN EKOLOJİKLEŞTİRİLMESİ

TÜRK TURİZMİNİN EKOLOJİKLEŞTİRİLMESİ KONUSUNDA GÖRÜŞLER

 

  1. BAŞLANGIÇ:

Kültür ve Turizm Bakanlığının Yayınladığı ve 22 Eylül 2008 gün ve 27005 sayılı Resmi Gazetede yer alan “Turizm İşletme Belgeli Konaklama Tesislerine Çevreye Duyarlı Konaklama Tesisi Belgesi Verilmesine” dair tebliğle (Tebliğ No: 2008/3) ve sınıflandırma formuyla ilgili olarak aşağıdaki görüşler oluşturulmuştur.

  1. GENEL GÖRÜŞ:

Dünya Turizm Hareketi; dünyanın herhangi bir yerinde sürekli yaşayanların; yaşamadıkları diğer bölgeleri  görmeleri ve orayı kullanma imkânlarını geliştirmiş, diğer bir deyişle dünyayı ortaklaşa kullanma ve koruma alışkanlığını tetiklemiştir.

Dünyanın ortaklaşa kullanılması ve korunması; dünya ekolojik sisteminin anlaşılmasına, kavranmasına ve tüm insan davranış ve eylemlerinin dünya eko-sisteminin temellerine ve döngülerine uygun hale getirilmesine ve ekolojik bilincin ilerletilmesine bağlıdır.

Ancak; bu noktada, dünyada hızla artan nüfusun, büyük bir çoğunluğunun farkında  olmayarak; dünya eko-sistemine büyük zararlar verdiğini ifade etmek zorundayız.

Eko-sisteme bilmeden zarar veren yığınların yanı sıra; bilerek zarar verenler de var.

Bilimi ve onun uygulanabilir hale getirilmesi olan teknolojiyi yönetenler yanlış bilgi, bulgu ve uygulamalarıyla dünya eko sistemini sarsan ve büyük zararlar veren ilk gruptur. Bunların peşi sıra; Teknolojik uygulamalarla, yanlış ürünler üreten ve piyasalar kurarak bu ürünleri tüm dünyaya yaygınlaştıran piyasa erbabının dünyada her gün düzeltilemez ekolojik cinayetler işlediğini görüyoruz.

Kısaca; dünya eko-sistemi, yani dünyadaki yaşam; bilmeden zarar veren yığınların ve bilerek zarar veren bilim adamı, teknolog ve piyasa erbabının ve yöneticilerin tecavüzü altındadır.

Bu tecavüze karşı; iki olumlu reaksiyon gelişmiştir.

Birinci Olumlu Reaksiyon; sadece insanı korumayı esas alan ve “Dünya İnsan İçindir”, ”Dünyayı korumazsak, insan ve insanlık yok olur”  ve “İnsanı korumak için çevremizi korumalıyız” yaklaşımlarıyla kendilerini “Çevreci” diye adlandıran kesimlerin reaksiyonudur. Biz buna “Çevreci Yaklaşım” diyoruz.

Bu reaksiyon ciddi bir etkiye sahip olmayan duygusal ve romantik bir reaksiyondur. Ama hiç yoktan çok iyidir.

İkinci olumlu Reaksiyon; “İnsan dünyanın içindedir. Dünya tüm canlıların ortak ve ortaklaşa yaşam alanıdır. Bitkiler, hayvanlar, insanlar, tüm organizmalar, toprak, hava, su gibi tüm sistemler ve türler ortak bir yaşamın unsurlarıdır. Her tür bir yaşam fonksiyoneridir ve yaşamda bir rolü vardır. Türlerden herhangi biri yok olursa, yaşam zincirinin bir halkası kopar, tüm zincir yok olur, yaşam yok olur” diyen bir reaksiyondur. Biz buna; bilimsel adıyla “Ekolojik Yaklaşım” diyoruz. Doğru yaklaşım budur. Tüm dünyaya; doğal sistemlere, yönetsel, sosyolojik ve ekonomik sistemlere ve Turizm gibi alt sistemlere Ekolojik bakış açısıyla yaklaşmak doğrudur, bilimseldir ve sürdürülebilirdir.

  1. TÜRK TURİZMİNE EKOLOJİK YAKLAŞIM:

Türkiye; son yıllarda diğer ülkelere göre göreceli olarak pek çok alanda farklı ve hızla değişimler göstermektedir. Bu arada; Turizmde ki hızlı büyüme ve farklılaşma dikkat çekmektedir.

Ancak bu “turizm büyümesinin; hem uzun vadede doğru, hem ülke ve dünya için doğru bir temele oturması gerekmektedir.

Bunun için de; ”Ekolojik Yaklaşımlı Turizm Stratejilerinin” kopya olmayan, özgün ve cesur yaklaşımlarla devreye sokulması gerekmektedir.

 

Bu yüzden; bundan sonra bu raporla ”Başlangıç” bölümünde sözü edilen Turizm Tesislerine “Çevreye Duyarlı Konaklama Tesisi Belgesi” verilmesine ilişkin tebliğe, cesur ve özgün yaklaşımlarda ve ekolojik temelli önerilerde bulunulacaktır.

 

  1. EKOLOJİK ÖNERİLER;

 

  1. Türk turizminin gelişimi; Sürdürülebilir Çevre Politikaları ile değil, Ekolojik Turizm Stratejileri ile sağlanabilir.

 

Tebliğe esas olan  raporun hemen girişindeki ; 2003 vizyonunda ; “Türk Turizminin gelişimi,    “Sürdürülebilir Çevre Politikaları” ile sağlanacağı ifade edilmektedir.

Hemen belirtelim ki; Turizmin gelişimi : “Sürdürülebilir Çevre Politikaları ile   değil; “Ekolojik Yaklaşımlı Turizm Stratejileri” ile sağlanabilir.

Çünkü “Sürdürülebilir Çevre Politikaları” deyimi; “Ekolojik Yaklaşımlı Turizm Stratejileri” deyiminden çok daha dar bir ifadedir.

Bu yüzden; ilk olarak, 1993–1994 yıllarında kullanılan “Turizmde Çevreye Duyarlılık” kavramı, ”Ekolojik Yaklaşımlı Turizm” kavramı ile  değiştirilmelidir.

Çevreye Duyarlı Tesis” yerine “Ekolojik Tesis” belgelendirilmesi yapılmalı ve   Ekolojik dünyayı temsil eden “Dünya içine yeşil yıldız” simgesi kullanılmalıdır.

  1. Sınıflandırmaya geçmeden önce; aşağıda açıklandığı gibi; “Mevcut Tesislerde” farklı, “Yeni Oluşturulacak Tesislerde” ekolojikleştirme farklı yaklaşımlar belirlenmelidir. Sınıflandırma bu farklı yaklaşımların üzerine oturmalıdır.
  • Yeni Oluşturulacak Tesisler İçin Ekolojik Yaklaşımlar;
  • Ekolojik Turizm Havzaları:

Burada yapılacak ilk iş; Turizm merkezleri, Turizm Kentleri ve benzeri kavramlar yerine; ”Ekolojik Turizm Havzaları” kavramını koymak ve bu havzalarda,

  • Planlama
  • Alt yapı
  • Yatırım
  • İşletme

safhalarında Ekolojik Kriterleri devreye sokmaktır.

Kısacası; Türk Turizminin yeni dokusunu Ekolojik Turizm Havzaları oluşturmalı ve bu havzadaki; toprak kullanımı ve tarım, su temini ve kullanımı, ulaşım sistemleri, yapılar, ekolojik ilkelere göre ekolojik malzemelerle oluşturulmalı ve turizm tesisleri; konaklamadan, yeme, içmeye; animasyondan, spora kadar ekolojikleştirilmelidir.

  • Havza Dışı Yeni Turizm Yatırımları

Ekolojik Turizm Havzaları dışında yapılacak yeni turizm yapıları için “Turizm Yapıları Ekolojik Standartları” oluşturulmalıdır; Yeni Turizm yapılarının; yapı malzemesi ve teknik standartları ile işletmesi; -yeme içmeden, konaklamaya kadar- ekolojikleştirilmeli ve tesis buna göre belgelendirilmelidir.

  • Mevcut Turizm Merkezlerinin ve Mevcut Turizm Yapılarının Ekolojik Dönüşümünün Sağlanması,

Yukarıda 1.maddede ifade edilmeye çalışıldığı gibi; Turizmin yeni dokusunun; Ekolojik Turizm Havzaları yaklaşımı ve Yeni Tesislerin Ekolojik Standartlarda oluşturulması yoluyla ekolojikleştirilmesi bundan sonrası için temel yaklaşım olmalıdır.

Ancak; mevcut dokunun ekolojikleştirilmesi; daha güç bir sorundur. Bu güç sorun ancak kararlılıkla ve bıkmadan ele alınırsa; ancak çözümlenebilir.

Bu güç sorun iki başlıkla ele alınabilir,

2.1. Mevcut Turizm Merkezlerinin ekolojik dönüşümü: Mevcut merkezlerde; alt-yapı, ulaşım, temiz enerji temini arıtma gibi ortak hususlar öncelikle ekolojik dönüşüme konu edilmeli; Turizm Merkezlerini besleyen tarımsal ve hayvansal üretim alanlarında Organik Tarım teşvik edilerek; bu merkezlerin ve içindeki tesislerin işletmesel anlamda da ekolojik dönüşümünün temelleri hazırlanmalıdır.

2.2.   Mevcut Turizm Tesislerinde Ekolojikleştirme:

Mevcut tesislerde inşai ve yapısal ekolojikleştirme çok zor olduğundan bu  tesislerde İşletmenin Ekolojikleştirilmesi esas alınmalı, Ekolojik İşletme özendirilip teşvik edilmelidir.

  • Türk Turizminin Ekolojikleştirilmesi Stratejisinin Yöntemleri:
    • Yeni oluşturulacak Turizm Havzalarında; kamusal görevler ve yatırımcı katkıları zorunlu ekolojik standartlarla yönlendirilmelidir.
    • Mevcut Turizm merkezlerinde ve mevcut tesislerde ekolojik dönüşüm “özendirme ve teşviklerle” sağlanmalıdır.
  • Türk Turizmini Ekolojikleştirme Stratejilerinin Turizme ve Ülkeye Katkıları:
  • Türkiye iki coğrafi, üç ekolojik kıta üzerine oturan çok zengin bir ekosistemler topluluğudur. Turizmde; oteller, yemekler, müzikler kopya edilebilir, bunlarla farklılaşılamaz. Ama; kopya edilemeyen tek şey eko-sistemdir. Eko sistemlere dayalı turizm bu yüzden özgündür, farklıdır. Türk Turizmi eko sistemlere dayanır ve ekolojikleşirse farklılaşır ve rekabet edilemez hale gelir.
  • Ülkenin turizm dokusunun “ucuz turizm”e dayalı olduğu malumdur. Bu durumdan; farklılaşarak ve yeni bir imajla kurtulmak mümkündür. Bu imaj “Ekolojik Türkiye” imajı olabilir. Bu ucuz fiyat, ucuz turist modeli ancak; “ekolojik ürün-iyi fiyat” modeliyle aşılabilir. Böyle yapılırsa; Türkiye’nin Turizm gelirleri, tesis başına belli bir süreçte ikiye katlanabilir. Ekolojikleştirme romantik değil, ekonomik sonuçlar doğurur.
  • Turizm mevsimsel olmaktan; hızla çıkıp bütün yıla yayılabilir. Sadece bir mevsimde ve 3-4 ayda, kıyıya ve güneşe gelenler, bunların yanı sıra ekolojiye ve doğru yaşamaya da gelirler, sadece yazın değil, bütün yıl gelirler.
  • En mühimi; ülkenin tarımı ekolojikleşir, topraklarımız kurtulur, su ve enerji kullanımı ekolojikleşir; doğal dokumuz ve geleceğimiz kurtulur.
  • Kısaca; turizmde ekolojikleşme sadece turizmi ve onun gelirlerini değil; tetiklediği yeni doğrularla tüm ülkemizi kurtarır.
  • Bu yüzden Turizmde Ekolojikleşme sanıldığından çok daha önemli sonuçlar doğuracak, mucizevi bir şekilde “Türkiye’yi ekolojikleştirme” yolunu açacaktır. Türkiye Ekolojikleşmede öncü ülke olabilecektir.

Bu öncülük Turkiye’ye çok yakışacaktır. Çünkü Türkler ve Uzak Asyalılar yaşamlarını ve kültürlerini doğaya dayamış, doğadaki bütün unsurları, güneşi, ayı kendilerine sembol yapmış hayvanların ve bitkilerin yaşam ortakları olduğunu binlerce yıl önce bilmiş ekolojik temelli topluluklardır.

  • Bugün her şeyi standartlaştırmaya çalıştıkları gibi, ekolojik standartları da oluşturmaya çalışan Avrupa daha ortada yokken Türkler ve Uzak Asyalılar doğal bilinç ve yaşama ulaşmışlardı. Diğer bir deyişle ekolojik bilinç Doğudan yükselmiştir. Türkler de ona ulaşmış temel topluluklardan biridir. İşte bu yüzden; ekolojikleşmede öncü tavır almak, bu konuda Avrupa’nın ardından değil, önünden gitmek Türkiye’ye çok yakışacaktır.
  • Bu yüzden; 2009’da Türkiye’de yapılacak ISO/TC228 Turizmle ilgili Hizmetler Teknik Komite, toplantısı fırsat bilinmeli, Türkiye, Çevre Bakanlığı, Özel Çevre, TÜBİTAK, Üniversiteler, İlgili Sivil Toplum Örgütleri gibi kuruluşlarının katkılarıyla, Turizm Bakanlığı öncülüğünde yapacağı Hazırlık Çalışmalarını hızla tamamlamalı ve ortaya “Ekolojik Yaklaşımlı Turizm Stratejisi” koyarak; buna uygun standartlarına tam bir netlik ve kararlılıkla açıklamalıdır. Kısaca; bu konuda artçı değil, öncü olmalıdır.
  1. “KONAKLAMA TESİSLERİ İÇİN SINIFLANDIRMA FORMU” İÇİN ÖNERİLER

Ekteki; Sınıflandırma formu çalışmasında; ülkemizde “Çam Belgeli” uygulamasının ve esaslarının ötesine geçilmesi sevindiricidir.

Ancak; sınıflandırma yukarıda açıklanan ekolojik temellere oturtulmalıdır. Diğer yandan  formun “turistik işletmelerin talebi üzerine uygulanması” yaklaşımı yaptırımdan uzak bir durumdur. Bu yüzden hiç değilse yeni tesisler için zorunlu standartlar getirilmeli; ve konu “vicdani bir tercih” olmaktan çıkarılarak “zorunluluk” haline dönüştürülmelidir.

Kısaca; Yeni tesisler için zorunlu ekolojik standartlar devreye konulmalıdır. Eski tesisler özendirilmelidir. Aksi taktirde turizmde ekolojik dönüşüm hayal olur.

Bu yüzden; yeni tesisler için ayrı, mevcut tesisler için ayrı kriterler içeren tablolar oluşturulabilir. Daha sonra verebileceğimiz detaylar saklı kalmak üzere; aşağıdaki form şablonunu tartışılmak üzere öneriyoruz.

KONAKLAMA TESİSLERİNİN EKOLOJİK SINIFLANDIRILMASI İÇİN GENEL ŞABLON ÖNERİSİ

 

  Yeni Tesisler Mevcut Tesisler
Zorunlu Puan Serbest Puan Toplam Puan Zorunlu Puan Serbest Puan Toplam Puan
I.                   MİMARİ VE İNŞAİ KRİTERLER

1.      Konsept

2.      Alan Kullanımı

3.      Malzeme Kullanımı

           
  15   25      
II.                ENERJİ KRİTERLERİ

1.      Enerji Üretimi

2.      Enerji Kullanımı

           
  9   15      
III.             SU KRİTERLERİ

1.      Su Temini

2.      Tasarruf

3.      Geri Kazanım

           
  6   10      
IV.             TEMİZLİK KRİTERLERİ

1.      Mekan Temizlik

2.      Textil  Temizlik

 

           
  6   10      
V.                YİYECEK-İÇECEK

1.      Mutfak Teknolojisi

2.      Organik Malzeme

           
  9   15      
VI.        TEKNİK KRİTERLER            
  6   10      
VII.      YÖNETİM ve EĞİTİM

1.      Yönetim Kriterleri

2.      Personel Eğitimi

           
  6   10      
      VII.      DİĞER KRİTERLER            
  3   5      
TOPLAM 60   100      

Sonuç olarak; Yeni tesislerde 100 üzerinden 60 zorunlu puan alanı; sınıfına göre “Dünya sembolü içinde yeşil yıldız” verilir. Daha aşağı puanlara verilmez. Amaç herkesi zorunlu ekolojik standartlara yükseltmektir. Çünkü “yarım ekoloji” olmaz.

Yeni tesislerde zorunlu puanları sağlayanlara “Ekolojik Tesis” plaketi verilir.

Eski tesislerde; ise  İşletme Kriterlerinde zorunlu; yapısal konularda  ise dönüşümü özendirici bir uygulamayla puanlama yapılır. Örneğin 40 puana ulaşana “Ekolojik İşletmeli Tesis” plaketi verilir. Yıldızların yarısı yeşile boyanabilir.

  1. YAYINLANMIŞ BELGELENDİRME TEBLİĞİ HAKKINDA;

Turizm İşletmesi Belgeli Tesislere verilecek Belgeyi düzenleyen ve ekte yer alan tebliğ, zaman içinde yukarıdaki ilkelere göre yeniden düzenlenmelidir.

  1. TÜRK TURİZMİNİN EKOLOJİKLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN ON SONUÇ;
  1. Türk turizminin “Çevreye Duyarlılık” adı altında da olsa; ekolojik arayışlara girmesi çok sevindiricidir.
  1. Ancak; artık, “çevre” temelli yaklaşımlar, “bilimsel ekoloji” ile yer değiştirdiği için; biz de düzenlemelerimizde “ekoloji” kavramını kullanmalıyız.
  1. Turizmin ekolojikleştirilmesi; yeni tesisler için, ekolojik  havzalar oluşturularak ve yeni yapılar için yeni “Zorunlu Standartlar” getirerek yapılmalıdır.
  1. Mevcut tesislerin ekolojikleştirilmesi ise; özendirerek ve teşvik ederek ve fakat kararlı ve ısrarlı bir biçimde yapılmalıdır.
  1. Tesislerin ekolojik sınıflandırılması; sadece turizm tesislerinin talebine bırakılmamalı; her tesisin eko-sistem için yapabileceği asgariler belirlenmelidir.
  1. Ekolojikleştirme, yeni tesisiler için; havzadan ve mimari ve inşai safhadan başlamalı, işletmeyle devam etmelidir. Zorunlu puanlar sağlayana “Ekolojik Tesis” sertifikası verilmeli ve sembol “Dünya içinde yeşil yıldızlar” olmalıdır.
  1. Mevcut tesislerin ekolojikleştirilmesi ise; İşletme standartlarında zorunlu, yapısal konularda ise dönüşümü özendirici nitelikte olmalıdır.
  1. Ekolojikleştirme; dünya trend ve standartlarını yakalama amaçlı değil; Türk turizminin dünya turizminin önüne geçirecek bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Ekolojikleştirme prestijli bir fark ve yüksek bir kazanç sağlayacağı için de cesur ve atak bir tavırla uygulanmalıdır.

Bu kısımda; 2009’da Türkiye’de yapılacak ISO/TC228 Turizmle ilgili Hizmetler Teknik Komite toplantısından önce, tüm ülke kuruluşları, Turizm Bakanlığı öncülüğünde çalıştırılacak, ortaya net bir “Ekolojik Yaklaşımlı Turizm Stratejisi” konulmalı ve buna uygun sınıflandırma ve standartlar kararlılıkla açıklanmalıdır. Türkiye bu konuda  artçı değil, öncü olmalıdır.

  1. Turizmin Ekolojikleştirilmesi; ülkedeki tüm sektörlerin ekolojikleştirilmesini tetikleyeceği için de; tüm ülkenin ekolojik dönüşümünü başlatarak , Türk doğasının ve toplumunun geleceğini doğru temele oturtarak,Türk insanını,insanlık aleminin en saygın yerine taşıyacaktır.
  1. Ve nihayet; Türk toplumunun geçmişindeki, tüm canlılara ve doğaya saygı biçimde var olan ekolojik bilinç ve kültür; başka ülkelerin dayatmalarına bırakılmadan gündemleşmiş ve güncelleşmiş olacaktır. Bu da bize çok yakışacaktır.

Ekler:

  1. Turizmde Çevreye Duyarlılık Kampanyası–2008 Bildirgesi
  1. Turizm İşletmesi Belgeli Konaklama Tesislerine Çevreye Duyarlı Tesis Belgesi verilmesine dair tebliğ ve eki Sınıflandırma Formu

TURİZME FARKLI BAKIŞLAR ve BUNUN EĞİTSEL TEMELLERİ

Değerli Arkadaşlar,

Bu günkü konu başlığımız “Turizme Farklı Bakışlar”

  1. Önce Genel Olarak “ Farklı Bakışı” İrdeleyelim.

“Farklı Bakış” insanlık tarihinde çok önemli bir yere sahip.

Eğer “farklı bakışlar” olmasaydı bugün;

  • Hiçbir bilimsel ilerleme olmazdı. Mesela; eski hesap makineleri durur, bilgisayar olmazdı.
  • Uçaklar olmazdı, roketler olmazdı, fiber optik kablolar olmazdı, o çok sevdiğimiz çağdaş kulak memeleri cep telefonları olmazdı.

Şimdi size; sizin temel işinizle ilgili “farklı bakış” lara bakalım.

  • Nedir sizin işiniz?

“  Eğitim  ”

Eğitim konusunda,  farklı bazı bakışları size ileteyim.  Galiba Bernard Show. “Çok küçük yaşlardan beri okula gitmek için “öğrenmeye” ara vermek zorunda kalmışımdır” diyor.

Mesela Sakallı Celal’in güzel bir deyişi var;  “bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür” diyor.

Yani bazıları (farklı bakarak) eğitimin öğrenmeyi getirmeyebildiğini söylüyorlar.

Şimdi diyeceksiniz ki; “iyi ama burada ne işimiz var…  burası da eğitim yeri değil mi?

Bakın ben niye buradayım?  “Bitli baklanın kör alıcısı, patlak davulun sağır dinleyicisi olur” derler ya hani…  O misal, beni de çağırıp dinliyorlar bazı yerler.

Ama ben en çok buraya gelmeyi seviyorum, koşarak geliyorum.

Çünkü burada da bir “farklı bakış” var.

Burada eğitimden, öğrenmeye doğru bir farklılaşma var…

Sizin hocalarınızda istek var, heyecan var, öğretme bilinci var.

Onlar birer öğrenme ve öğretme aşığı.

Ben onların bu farklı duruşlarından çok etkileniyorum.

Fark dedik ya hani, şimdi farklı bir şey yapalım,

Onları bir güzel alkışlayalım.

II.Şimdi Gelelim “Turizme Farklı Bakışa”.

Bildiğiniz gibi, “tur etmekten” gelir turizm sözcüğü.

İnsan cebine parayı koyarda; olduğu yeri bırakıp başka yerleri görmeye giderse ve de geri dönerse o “turist”tir.

Geri dönmezse, “göçmen” olur.

Sürekli turlarsa “seyyah” olur.

Peki insan niye olduğu yeri değiştirir.

Genellikle;  olduğu yeri kanıksar, bakacak, görecek, öğrenecek yeni bir şey kalmaz.

Bakınız “öğrenmek” dedim.

Turizmin esas hammaddesi “öğrenme merakıdır”.

Onun için turizmciler her şeyden önce; öğrenme üzerine düşünmelidirler.  Ve “öğrenmeyi öğrenmelidirler”.

“Öğrenme ortamı hazırlamayı öğrenmelidirler.

Çünkü; gelenin mutlaka bir öğrenme ihtiyacı vardır.  Merak vardır.  Yerken içerken, eğlenirken, yatarken, gezerken, yapılan her şeyin içinde “farklı bir şeyi öğrenme” vardır.

Onun için Turizm Yatırımı veya Turizm İşletmesi planlarken mutlaka “öğrenmeden” hareket edin.

Gelen farklı neyi görecek, neye dokunacak, neyi yiyip, neyi içecek.  Kısaca ne öğrenip gidecek.  Biz buna “konsept” de diyoruz.

Burada kalın bir cümle kuralım.  Turizm faaliyeti, tüm ihtiyaçlardan önce öğrenme ihtiyacına dayalıdır ve oradan doğar.

İşine bu pencereden bakan turizmciler her zaman farklı ve başarılı olacaklardır.

III.Turizme Ekonomik Yaklaşımda Farklı Bakış:

Yüzyılımızda; her ülkenin ekonomisi mal ihracına dayalı olarak kurulmuştur.  Kendi ihtiyaçlarından fazlasını üretip satmak, ekonomik zenginleşmenin ve refahın temeli olarak görülmüştür.

Oysa;  yeni yeni “mal ihracı değil”, “tüketici ithali” modelleri ortaya çıkmaktadır.

Bu yüzden; artık mallardan daha çok insanlar ve paralar dünyayı dolaşmaktadır.

Bu yüzden tüm dünya ekonomilerinin toplam turizm harcamaları 700 Milyar Doları aşmıştır.

Bu demektir ki;  dünyada 700 Milyar Dolar kazanıldığı yerde harcanmamaktadır.  Bu paranın % 3 kadarı da Türkiye’nin payına düşmektedir.  Diğer yandan tüm dünyada 350 Milyar Dolarlık gıda ihracatı vardır.

Görülüyor ki dünyanın en büyük sektörü “Turizm Sektörüdür”.

Türkiye bu yeni yaklaşımın neresinde durmaktadır, bir de ona bakalım.

Ülkemiz turizm gelirlerinde geçmişine göre en hızlı artış gösteren ülkedir.  Dünya turizminden % 2-3 gibi bir pay alıyoruz.  Bu durum yaptıklarımızın az olmadığının kanıtıdır.  Ama yapabileceklerimiz, potansiyelimiz düşünüldüğünde bu pay çok küçük bir paydır.

Bu yüzden şimdi birazda yaptıklarımıza, yani, bugünkü durumumuza bakalım.  Turizmde yatırım, işletme ve pazarlama düzenimize bakalım.

IV.Turizmimizde Bugünkü Yatırım, İşletme Ve Pazarlama Fotoğrafı

Klasik deyişle; Turizm sektörünün üç temel unsuru vardır. Yatırım, İşletme ve Pazarlama. Turizm işletmeleri bu unsurlara dayalı oluşurlar.

Türk Turizm Sektörü, bu üç unsurdan yatırım konusunda aktif, fakat işletme ve pazarlama konusunda pasif ve başarısızdır.

Geri dönüşü uzun (ortalama 12 yıl) turizm yatırımlarının riskini Türkiye taşımakta, işletmecilik ve pazarlama gibi vadesi kısa karlılığı yüksek işleri, yabancılar veya yabancılar yararına Türkler yapmaktadır. Diğer bir değişle, Türkiye Turizm müteahhitliği ve yatırım hamallığı yapmakta, işletmecilik ve pazarlamacılığı, özellikle satış politikalarının ve fiyatının tespitini yabancılara bırakmaktadır.

Bu yüzden Türkiye acilen turizm işletmeciliği ve pazarlama şirketlerini geliştirmek ve güçlendirmek zorundadır.

 Turizm yatırımları kamusal etkisi yüksek yatırımlardır. Tıpkı yol, altyapı v.b. gibi herkese faydalıdır.  Herkes bir yolla turizm yatırımından faydalanır. Çünkü Turizm Sektörü 38 sektöre iş verir ve istihdam yoğun bir sektördür.

Ancak geri dönüşü uzun yatırımlardır. Turizm yatırımı ortalama 12 yılda geri döner. Bu yüzden turizm yatırımları uzun vadeli krediler ve öz kaynak temin eden borsalar yoluyla desteklenirse büyüyebilir.

Türkiye’de turizm yatırımları uzun vadeli krediler yada borsa desteğiyle değil, müteahhitlerin vergiden kaçınma ve gayrimenkul yoluyla riskten kaçınma motifleriyle yapılmıştır.

Ancak; son 15 yılda yatırılan milli kaynaklar henüz yatırımcısına geri dönmemiştir. Çünkü geliri oluşturan fiyat ve pazarlama politikası Türk Ekonomisinin elinde değildir. Yabancı ekonomilerin elindedir.

Bu yüzden de Türkiye’de, Bankacılık Sektörü ve Borsa, turizme uzak durmaktadır.

Ülkenin verimsiz milli turizm hamallığından kurtulması için turizm işletmeciliğini geliştirmek, turizm pazarlamacılığını geliştirmek, fiyat tespit mekanizmasında edilgen değil etken olmak zorundadır.

Dünya ülkeleri bu durumu finans sektörüne görev olarak vermiştir.  Çünkü turizm işletmeciliği ve pazarlamacılığı ciddi bir ön finansman gerektirir.

Örneğin;  Almanya’da TUİ, Neckerman v.b gibi Tur Operatörlüğü devleri gibi tamamen bankaların kuruluşlarıdır ve onların yönetimi altında ve desteğinde milli ve stratejik kuruluşlar olarak çalışmaktadırlar.

Türkiye’de yüksek fiyatlı ve itibarlı işletmeler yabancı tur operatörlerinin alt kuruluşlarıdır (MAGIC LIFE gibi) veya onlara ön finansman karşılığı taşeronluk yapmaktadırlar.

Bu yüzden Türkiye;  bankalarının desteğinde Milli Turizm Operatörlüğünü ve İşletmeciliğini geliştirmeli ve uluslararası piyasalarda stratejik ve güçlü kuruluşlar olarak çalışmalarını temin etmelidir.

Aksi taktirde; Türk Turizmi yabancı tur operatörlerinin oyuncağı olacak, Türkiye ucuza satılacak ve satış ciroları dışarıda kalacaktır.

Bugün Türkiye turizm gelirlerinin çoğu dışarıda kalmaktadır. Çünkü Türkiye Stratejik Turizm  Merkezi değildir.  Fiyat ve doluluk kararları, yabancı orijinli pazarlayıcılar ve taşıyıcılarca dışarıda verilmektedir.  Satış karları ve taşıma bedelleri, büyük ölçüde ülke dışında kalmaktadır.

  1. Farklı Bakışı Farklılığa Dönüştürmek İçin Yapmamız Gerekenler

Buraya kadar teorik olarak “Farklı Bakışı” ve sektörün şimdiki fotoğrafını ortaya koymaya çalıştık.  Bu noktada biraz ve genel hatlarıyla fark için yapmamız gerekenlere bakalım.

  1. Tüketici İthal Etme Bilincine ve Top Yekun Pazarlama Düzeyine Ulaşma

Genel Olarak; ülkemizin yönetimi, piyasaları ve halkı; dünya tüketicilerini ülkeye ithal etme bilincine yükselmeli ve “Top Yekun Pazarlama” sorumluluğu almalıdırlar.

Top yekun pazarlama anlayışında sadece turizmciler değil; devlet, piyasa ve tüm halk, “Tüm Ülkeyi Ürün Haline Getirme” hedefine yönelmeli ve bu ürüne katkıda bulunmaya çalışmalıdır.

  • Çöpçüden, Belediye Başkanına
  • Garsondan, Genel Müdüre
  • Memurdan, Bakana
  • Muhabirden, Gazete Genel Yönetmenine

Herkes turizm ürünü üreticisidir.  Kısaca herkes turizmcidir.

Diğer yandan;

  • Organik domatesten, pazar yerine
  • Bisikletten, yaya bölgesine
  • Tarihi eserden, müzeye
  • Kuşlardan, ormana
  • Bitkilerden, çayıra
  • Otel odasından, şehir parkına kadar yaşamın içindeki her şey ve her yer turizm ürünüdür.

Diğer bir deyişle; herkesin iş bulduğu, çalışkan, sağlıklı, güler yüzlü, kültürlü, hür, demokrat ve zengin olduğu bir ülke en iyi üründür.  Herkes böyle bir ülkeye gelir.  O yüzden nihai hedef budur.  Böylelikle tüketici ithali dediğimiz temel ekonomik hedef gerçekleşmiş ve ülkenin top yekun pazarlanması sağlanmış olur.

  1. Anadolu Arşivini Doğru Anlamak ve Anlatmak. 

Anadolu bir ekolojik arşivdir.  Doğa tarihi burayı dünyanın imtiyazlı bölgesi yapmıştır.

Ekolojik imtiyaz;  mono değil poli olmak demektir.

Çeşitliliğin bol olduğu ülke ekolojik zenginliğe sahiptir.

Anadolu da; tüm Avrupa kıtasında var olan kadar bitki ve hayvan türü vardır.

Bir ülkede, bir kıta zenginliği vardır.  Yine Avrupa’da var olan kadar iklim zenginliği vardır.

Kısaca;  Anadolu ekolojik bir hazinedir.

O yüzdendir ki; tarih boyunca insanlar hep buraya akmışlar ve Anadolu tarih katmanlarıyla oluşmuştur.  Üst üste 7 kat tarih vardır Anadolu’da.  Bu yüzden Anadolu bir tarih arşividir de.

Ancak; Anadolu’yu,  “böbürlenerek” değil, önce anlayarak, sonra anlatarak dünya insanı için ürün haline getirilebiliriz.

Örneğin; Antalya anlaşılmadan planlanamaz, yapılandırılamaz, farklılaştırılamaz ve nihayet anlatılamaz ve pazarlanamaz.

  1. Yeni Makro Ekonomik ve Sektörel Yaklaşımlar Edinmek:

Konuya önce yatırımlar açısından yaklaşalım.

Her ekonominin temel hedefi “Faktör Fiyatları Minimizasyonu ve Faktör Kalitesi Maksimizasyonu”dur.  Pahalı girdilerle ucuz ürün elde edilemez.  Türk turizmi de en pahalı girdilerle ucuza turist ağırlama imkansızlığını denemektedir.  Ülkenin tüm üretim girdileri, tabi bu arada turizm girdileri ve vergileri de dünya seviyelerine çekilmelidir.

Böyle yapılırsa turizm işletmeciliği karlı hale gelir, öz kaynak piyasaları ve bankacılık turizmden kaçmaz.  Bugün maalesef borsa ve banka turizmden uzak durmaktadır.  10-12 yılda geri dönen yatırımlar kısa vadeli kaynaklarla realize edilmeye çalışılmaktadır.

Diğer yandan yatırımlar içlerine özgün ve farklı olanı almalı, “kitch”, “kopya temalarından” uzaklaşmalı, öğretici ve farklı temalar ve konseptler yatırımla buluşmalıdır.  Bugün başka sarayların kopyaları ve bir takım batmış gemiler tema olarak kullanılıp kopyalanıyor. Yapılması gereken bu mu? Ülkenin turiste öğrenme kaynağı olabilecek ve ilginç gelecek teması mı yok?

Şimdi de konuya öğrenme ve işletme açısından yaklaşalım.

Bu konuşmanın başında “Turizm Öğrenme İhtiyacından Doğar” demiştik.  Bu kesin…  Ama ürünü öğrenme temelli olan turizmcinin kendi öğrenme düzeni hiç de iç açıcı değil.

Bugün; eğitim programlarıyla işletmelerde var olan uygulamalar birbirini tutmamaktadır.  Software uyuşmazlığı, büyük bir bocalama ortamı doğurmaktadır.

Bazı eğitim sistemlerinde, mesela; askeri okullarda verilen eğitim sahada yapılan uygulamayla birebir çakışmaktadır.  Ancak turizm sektöründe durum “bir çok sektörde olduğu gibi” maalesef böyle değildir.

Turizm eğitiminde, eğitime giriş ve eğitim süreci yanlış uygulanmaktadır.  Her eğitim öncelikle, eğitimi alan kişi ile başlar.  Bunun için, eğitimde ilk hedef, eğitimi alacak olan gurubu doğru belirlemek olmalıdır.  Yeri gelmişken söyleyelim, turizm eğitimindeki bugünkü seçme ve yerleştirme düzeni çok sağlıklı değildir.  Önce bu sorun çözülmeli turizm sektöründe hizmet verecek kişi hasbel kader bu sektörü seçmiş olmamalıdır.  Çünkü ancak merak eden, ilgi duyan ve sorgulayan kişi ezber sürecinden çıkar ve öğrenme sürecine girer.

Diğer yandan, eğitim kurumlarıyla işletme arasındaki ilişkilerde kopuktur.  Çünkü; yatırımcılar eğitime gerekli önemi vermeden ve işletmelerinde yeterli eğitim alt yapısını oluşturmadan fiziki kapasitelerini artırmaya yönelik çalışmalara ağırlık vermektedirler.  Sonunda iyi yönetilemeyen fiziki yapılar ortaya çıkmaktadır.   Oysa işletme sürekli bir öğrenme ortamına dönüştürülmeli ve özellikle üniversitelerle ortak çalışılmalıdır.  Bugünün öğrenme sürecinde, eğitim kurumlarında geçen öğrenme zamanı çok ve ezbere dayalı, işletmede öğrenme zamanı, yani stajlar çok az ve yetersizdir.  Unutulmamalıdır ki insan en iyi eliyle öğrenir.

Kişi de hayatını bir öğrenme süreci olarak algılamalı, okulla sınırlı tutmamalıdır.  Öğrenmeye yukarıda bahsettiğimiz gibi “sürekli bir öğrenme ortamına dönüşmüş” işletmede de devam etmelidir.

Bugünkü turizm eğitiminin stratejik ve kurmay devamı yoktur.  Bir işletmede genel müdür olmuş kişi için sınır olduğu yerdir.  İşletmelerinde en tepeye gelmiş yöneticilerin stratejik ve kurmay özellikleri kazanacakları Turizm Akademileri veya Programları geliştirilmelidir.  Dönüp baktığımızda bugünün ve geleceğin Turizm Politikalarını belirleyen Turizm Bakanlığı’nda lisans eğitimi turizm olan ve sektörden gelmiş hemen hemen hiç insan yoktur.  Bu durum sektörün gerçek stratejilere ve politikalara ulaşmasını da engelleyen en önemli husustur.

“Turizmde Öğrenme Sağlığı” için yatırım şirketlerinden bağımsız, işletme şirketlerinin doğup güçlenmesini de sağlamak zorundayız.

Çünkü; ancak bu işletme şirketleri bilgi ve deneylerini akademisyenlerle paylaşarak onlarında katkılarıyla, software haline dönüştürebilirler ve software dayalı okullar ve ekolleri doğurabilirler.

Umuyorum, gelecekte işletme zincirleriyle üniversitelerin iç içe geçtiği bir öğrenme ortamı doğacaktır.

Yoksa yukarıda bahsettiğimiz okul ve işletme uyumsuzluğu sürer gider.

Bu da turizmcilerin mutsuzluğunun sürüp gitmesi demektir.

İşletmeciler ve üniversiteler, birebir işbirliği yaparlarsa, turizm sektörü ne aradığını bilen işletmelere ve ne yapabileceğini bilen insanlara kavuşacaktır.  Unutmayalım ki, ne aradığını bilen kaplumbağa, ne aradığını bilmeyen tavşandan önce hedefe varır.

Son olarak ve inanarak diyorum ki; bu çatının altında ne vereceğini bilen hocalar ve ne aradığını bilen öğrenciler var.

Ben de bu bilinç ortamından yararlanmak için sık sık buraya geliyorum.

Değerli hocalarınızı ve sizleri böyle değerli bir öğrenme ortamı oluşturduğunuz için kutluyorum ve alkışlıyorum.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.