Aylık arşivler: Mart 2016

GELECEĞE YAKIN DURMAK VE ÖZAL

 

GELECEĞE YAKIN DURMAK VE ÖZAL

Zaman kavramı son yüzyılda birdenbire bilim adamlarının ve filozofların ilgi alanlarından, ekonomistlerin ve işletmecilerin ilgi alanına kayıverdi.

Zaman önce mal ve hizmet piyasalarına girdi… Maaş, ücret ve kiraya baz oldu. İşletmeciler ay ve saat kavramıyla tanıştılar.

Sonra verimliliğe baz oldu… ‘’Bir zaman dilimindeki üretim miktarı’’ konuşulur oldu. Birim maliyetleri bu miktar çok etkiler oldu. Zamanı bir şey adına daha verimli kullanma ‘’hız’’ kavramını doğurdu.

Günümüzde paranın zaman değeri ve faiz kavramları pek bir moda… Paranın zaman değeri ‘’ ol mertebe’’ yükseldi ki, bir gecelik işlemlerle, repolarla birlikte yaşar olduk…

Kısacası zaman, tüm ekonomi ve işletme hesaplarının temel girdisi ve emek, sermaye, hammadde, teşebbüs gibi dört klasik üretim faktöründen daha önemli; hatta onları belirleyici beşinci ve temel üretim faktörü oluverdi birdenbire…

İçinde yaşanan ve kullanılan zamanın genel ekonomi ve işletmeler için bir matematik unsur olmasına alıştık. Enflasyonuyla, devalüasyonuyla yüksek tansiyonlu  bir ekonomide yaşamak bizi yordu ama hızlandırdı da…

Artık zamanı iyi kullanmaya mecbur olduğumuzu biliyoruz.

Ancak henüz gelecek zamanın önemini ve kıymetini tam kavradığımızı söyleyemeyiz.

Oysa artık gelecek zaman üstüne düşünmeye başlamalıyız, oralara hazırlanmalıyız.

Durgunluk, değişmezlik geleceğe hazırlanamamak demektir. Başkaları geleceğe giderken, bugünde kalmak demektir.

Bazı toplumlar gelecekte yaşamaya başladılar bile. Geleceğin insanının yapısını; bu yapının taleplerini; bu talebe cevap verecek ürünleri; bu ürünleri üretecek ortamı, prosesleri ve teknolojileri tasarlıyorlar onlar…

Bu durum, Türkiye’nin ve Türk insanının da gelecek düşüncelerine daha çok zaman ayırmasını gerekmektedir.

Rahmetli Özal; Türkiye’ye gündelik hır gürü ve alışkanlıkları çok önemsememeyi örnekledi.

Çoğu işlerde; bugünün dengeciliğini yeğlemedi. Ekonomik konularda değişimden ve gelecekten yana oldu.

Bizce Türkiye’ye bıraktığı en önemli miras budur.

Bu mirası boşuna harcamamalıyız, tersine çoğaltmalıyız.

Değişimden yana olmalıyız,                                                                                                                             Geleceğe yakın durmalıyız.

(Mayıs 1993)

YANMIŞ HARMANDAN ÖŞÜR ALINMAZ

YANMIŞ HARMANDAN ÖŞÜR ALINMAZ

Yasal, siyasi ve idari düzenlemeler bir devlet yapısının sadece ‘’form’’ unu belirler. O formun içine, genellikle vergilerle oluşturulan yeterli devlet gelirlerini koyamazsanız, yani yeterli büyüklükte bir bütçe oluşturamazsanız güçlü devletten söz edemezsiniz.

Bu yüzden; bugünün devleti vergilerin salındığı, gelirlerin alındığı, güçlü bir piyasa ekonomisine dayanmak zorundadır.

Oysa; Türk piyasa ekonomisinin kalitatif ve kantitatif anlamında pek çok eksiği vardır. Piyasa ekonomisinin kantitatif ölçüsü olan GSMH’mız altmış milyonluk bir ülkeye göre küçücük… Piyasa ekonomisinin kalitatif ölçüsü olan faktör fiyatlarımız ve üretim maliyetlerimiz gelişmiş dünya ülkelerininkinden daha yüksek…

Böyle bir piyasanın üzerine hangi yöntem ve tekniklerle vergi salarsanız salın, istediğiniz düzeyde vergiyi alamazsınız.

Dahası; vergi alıyorum derken ekonominin geleceğini tıkayan pek çok yanlış yaparsınız…

Nitekim Türk Devleti; vergi ve vergi benzeri yüklerle üretim hayatının üzerine çullanmış ve Türk sınai maliyeti üzerinde %38’lik bir yük oluşturmuştur. Bu yük; Türkiye’nin ihracatını tıkamış ve son beş-altı yıldır 15 milyar dolarlık bir seviyede kilitlenmiştir.

Oysa dünya devletleri, üretimi değil tüketimi vergilendirmekte; ve böylece üretim sistemlerini dünya ile rekabet edilebilir bir maliyet düzeyinde tutabilmektedirler.

Güçlü devlet, büyük bütçe, çok vergi özlemlerimiz kuşkusuz doğrudur. Ama bunlara ulaşmanın yolu; büyük ve verimli bir piyasa ekonomisinden geçmektedir.

Oysa; biz son yıllarda aklımızı vergiye ve bütçeye taktık. Ağacı görüp, ormanı gözden kaçırdık. Üretimi, işletmeciliği, katma değeri ve malı ve maliyeti unutuverdik.

Açıkçası; reel ekonomiyi bırakıp, moneter ve spekülatif bir ekonomik bozukluğun sel sularına kapıldık.

Yeni vergi tasarısına bu değerlendirmelerin ışığında yaklaşıyoruz: Doğrusu bu ya geçmiştekilerden farklı bir anlayışa dayalı bulmuyoruz, alana da verene de faydalı görmüyoruz.

Ne zaman ki; bütçeyi büyütmeyi, GSMH’yı büyütmekle; vergi artışını verim artışıyla birlikte düşünürsek doğruya yakın olacağız.

Bugün bu tasarıyla doğruya yakın değiliz.

Çünkü; yanmış harmandan öşür alınmaz.

Çünkü; üretim vergilendirilmez.

Çünkü; vergi ihraç edilemez.

 

(Mart 1993)

DİN VE BİLİM ÜSTÜNE

DİN VE BİLİM ÜSTÜNE 

 

Hey sizler, her iki taraftakiler

Laboratuvardakiler

Ve tapınaktakiler

Camide, kilisede, havradakiler.

Ne itişip duruyorsunuz..

Bir durun be, bir durun

Durun ve düşünün.

Ne yapıyorsunuz siz

Ne itişip duruyorsunuz?

Farkında değilsiniz

Ama aynı şeyi yapıyorsunuz.

Ne olduğunuza ve

Nerde olduğunuza

Cevap arıyorsunuz…

Ama yeter artık

Germeyin insanları

Düşman etmeyin bir birine

Empati yapın biraz, empati..

Yerlerinizi değiştirip bakın biraz

Bakın, bakın, göreceksiniz,

Kapitalizmin tevratla.

Kuranın kuantumla,

Tasavvufun fizikle

Aynı dilden konuştuğunu

Aynı özden beslendiğini göreceksiniz..

Siz asıl o öze bakın

Varlıkla yokluğun

Azlıkla çokluğun

Aynı şey olduğunu

Enerji olduğuna bakın

Her şeyin birbirinin içinde

Dönüp durduğuna bakın

Yaradılışa bakın

Yaradana bakın.

Yaradanla yaradılışın 

Aynı şey olduğuna bakın..

Bakın, bakın göreceksiniz

Bilim ile dinin

Aynı şeyi aradığını

Aynı şeye

Farklı yerlerden baktığını

Farklı yerlerden yaklaştığını

Göreceksiniz…

O yüzden işte,

Germeyin insanları

Düşman etmeyin birbirine

Gelin bir araya, barışın,

Bir fizikçi org çalsın klisede

Bir kimyager konuşsun hutbede

Papa tanrı parçacığını arasın,

Diyanet Başkanı kara deliği incelesin

Bilim ile din

Yol arkadaşlığı etsin..

İnanırken aramanın,

Ararken inanmanın

Mümkün olduğunu

Farketsin..

İşte o zaman,

Ne olduğumuzu

Nerde olduğumuzu

Daha kolay, daha çabuk

Bulacağız.

Sözün özü

Barışırsak

Daha hızlı yol alacağız..

 

Dr. Cemil Çakmaklı